İnsanın örtünme içgüdüsü ve doğal olaylardan korunma ihtiyacıyla doğan ve değişik aşamalardan geçerek bugüne gelen giyim kuşam kültürünün oluşturduğu terimleri de unutmamak gerekiyor.
Giyim-kuşamın tarihsel geçmişine tanıklık ederken, bu kültürün oluşturduğu kelimeleri de bilmemiz lazım. Nitekim geniş bir giyim kültürüne sahip olan Osmanlıların, zengin giyim deyimleri de vardı. Bunların içinden günümüze kadar gelen ve bugün de kullanılan bazı giyim deyimlerinin bir kısmını sizin için sıraladık: Bir kültürün varoluş şeklinin kelimelere dökülüşü…
ABA: kaba ve kalın bir kumaş. Eskiden bu kumaştan yapılan paltoya da aba denirdi. Daha çok esnaf, dervişler ve fakirler tarafından tercih edilirdi. Kış mevsimi için düşünülmüş bir giyim eşyasıydı. Aba kumaşından, mes, terlik, cepken, yelek, şalvar da yapılırdı. Aba kelimesi halk edebiyatında aşık olmak anlamında abayı yakmak veya aşık olan anlamında abası yanık olarak da kullanılır. Abaya adını veren kişinin 17’inci yüzyılda yaşayan ve zevkli olmasıyla ünlü Abaza Mehmet Paşa olduğunu sanılıyor.

Aba kıyafeti çeşitleri
HARMANÎ: Osmanlılarda çok uzun süre giyilen bir tür cübbe, Batı’daki adı Pelerin. Yani sanıldığı gibi pelerin Osmanlılara yurt dışından gelmedi.
HIRKA: Osmanlı giyim kültüründe çok rastlanan bir giysi türü. Aslı, dervişlerin giydikleri bir üstlüktür. Hırkanın özelliği kollarının geniş, boyun kısmının yakasız ve önünün yukarıdan aşağı bir sıra ilik ve düğme ile kapanmasıdır. Osmanlı döneminde bugün kapitone adı verilen biçimde, araya pamuklu koyarak da işlenirdi.
HAYDERİ: Dervişlerin giydiği, kolsuz ve omuz başlarında üçgen şeklinde birer parçası olan kısa elbise. Hırkanın altına giyilirdi.
HİL’AT: Hükümdarlar ve vezirler tarafından birine hürmet ve mükâfat olarak giydirilen özel bir kaftan. Hil’ati Fahire iftihara vesile olan giysi. Genelde işlemeli olurdu.
İSKARPİN: Fransızca Escarpin kökünden gelir. Bugünkü kısa konçlu ayakkabılar için kullanılan eski bir deyim. Alaturkadaki Yemeni kelimesinin ilk alafranga karşılığı olarak kullanıldı.
İSTANBULİN: Sivil memurların Avrupalı gibi giyinmeleri zorunlu olunca, Abdülmecit zamanında Redingot giyilmeye başlandı. Ancak redingot, kravatlı ve kolalı, yakalı gömlekle giyilen uzun bir ceketti. Sarayın yaşlı görevlileri buna alışamayınca, gömleksiz giyilebilen, yakalı ve önü tamamen kapalı uzun bir ceket icat edildi. Adına İstanbulin denilen bu ceket, uzun klasik pantolonlarla giyilen, yırtmaçlı ve tek sıra düğmeliydi. Bu ceketler diz kapağına kadar gelirdi ve yerini daha sonra redingota bıraktı